kimden: neşe baydar
başlık: kutunun içindeki
biçim: düzenleme; heykel

içerdigi metinler/kutu üst kapak:

27.11. 2001 tarihine kadar açılması YASAKTIR!

kutu tabanı:

İnsan hayatı değersiz birçok nesneye tanıklık eder. Bu kutuda, bu kutuya sığacak kadarı var. Belki de daha azı.

07.01.01

Neşe

Kutunun içindeki

kimden: gamze
başlık:
biçim: görsel düzenleme/kolaj

içerdiği metin:

Ben bu aynaların arkasındaki aynayım.
Bugün kısmen görüyorum. Ama daha sonra görüldüğüm kadar göreceğim.

kimden: ahmet çakaloz
başlık: Re: soru
biçim: elektronik posta metni

Delikanlı,

Sana nasıl “üretim heyecanı” aktarmışım? Bilmiyorum.
“Aynalarımı istiyorum”la ilgili, seninle yapılan röportajlara baktım. En fazla kullandığın sözcük: “Bilmiyorum”.

Epeyce proje ürettim, yönettim. Ama, sonunda ortaya çıkacak şeyin, baştan tasarlanmamış olduğu, “belirlenmiş bir amacı olmayan” bir projeye, “proje” demenin bile doğru olmayacağını düşünmüştüm. Seninkisi ise, böyle bir şey… “Amaçsız, kurgusuz, sonu bilinemeyen”!!!

Kaşif’in biri, “yeni bir kara parçası keşfetmek istiyorsan, -yola çıktığın- kara parçasını gözden kaybetmeye razı olmazsan, olmaz” mealinde bir laf etmiş.

Seninkisi gerçekten cesur ve gerçekten samimi bir merakla, bir yola çıkış…Eh! “Yolun açık olsun” demesem olmazdı. Aynı samimiyetle…

Nihayetinde, benim için, “Gökhan’ın kardeşi”sin. Seni öyle tanıdım. Bunun çok fazla ötesine de geçmedi ilişkimiz. Daha önce de, bu kadar “göz önünde” olmasa da, maceralara girmişsin. Benim kardeşim veya çocuğum olsaydın, bu maceraya girmeni de, sonu hiç belli olmayan bu “oyun”u başlatmanı da (engelleme dürtümü bastırarak izler, hatta desteklerdim ama) yüreğim de kaldırmazdı. Çoğu kişi geçmişinden kaçarken, yüzleşmeye bunca açık ve istekli olman… Bravo doğrusu! Meydan okuma dediğin böyle olmalı.

Yaşamının diğer işlerinde de hep bir merak, bir direnme, bir meydan okuma, açık olma / yüzleşmeden kaçınmama, bir sorgulama ve arayış görmemiş olsaydım ve çağrınla bunun arasında paralellik -hatta, “aynı”lık demek lazım- görmeseydim, “ayna” göndermezdim. Soruna cevap: Benim yüreğimdeki yerin, kafamdaki tanımın da bu işte. Malumu ilan etmiş oldum. Ama aşağıdaki mail’inle dürtmeseydin, makine başına oturamayacaktım zaten.

Ortaya neyin çıkacağını, doğrusu ben de çok merak ediyorum Delikanlı. Dilerim, keyifli olsun. Açılacak sergiye bedava da girebilirdim, ama bu yazıyı yazmakla, bir giriş bileti almayı tercih ettim.

Çocuklarımla son birkaç yıldır -karşılıklı- şöyle bir anlaşmamız var: Doğum günü, yılbaşı, babalar günü v.s. için, elle -veya bilgisayarda- yapılacak, çizilecek, boyanacak, yazılacak, kazınacak, yontulacak veya doğadan veya sokaktan bulunacak, veya sadece sözle söylenecek, ama “hediye olarak parayla alınmayacak” hediyeler veriyoruz birbirimize…

Bunu geç kalmış bir doğum günü kutlaması say, sevgili Hakan. En az bir 37 yıl daha, sağlıkla yaşarsın İnşallah.

Sevgiyle, selamlar,

Ahmet Çakaloz

> —–Original Message—–
> From: Hakan Akçura [SMTP:hakcura@superonline.com]
> Sent: Monday, January 08, 2001 5:34 PM
> To: Ahmet ÇAKALOZ (Genel Müdürlük)
> Subject: soru
>
> ahmet abicim,
>
> bana aktardigin uretim heyecanindan soruyorum:
> aynani yollamayacak misin?
>
> iyi misin?
>
> yeni yilda sana-size saglik, huzur, keyif, mutluluk dilerim.
>
> hakan akcura

kimden: argun albayrak
başlık: aynalar… bölüm 1
biçim: metin içeren dijital grafik tasarım

kimden: dumrul
başlık: unutulmaz bir bakış neyi hatırlatır?
biçim: elektronik posta metni

Aaaa! Geçmişe fazladan bir yolculuğa daha bedel oluyor ama, senin bu ayna isteğin.
Sana ayna tutucaz derken, bi de kendimize tutuyoruz ister istemez o aynayı.
Seni bildiğim kadarıyla -bunu hınzırca planlamamışsındır.
İyi niyetle, “teorik olarak”, öngörmüşsündür. yalnızca.
Seninle ilgili ilk, en ilk izlenimimi hatırladım: “temiz aile çocuğu, iyi niyetli ve yetenekli aparatçik. ama sevimli.
Sonra karşıyaka vapuru sohbetleri. sevdim.
O dönem kendine biçtiğin role sığmayan bir şey vardı sende,
Rolü yerine getirişini sevilir ve saygın kılan, …
Artan bir şey, fazla bir şey, …
Ama ne? . ??? . Birinci karşılaşmanın sorulmamış sorusu, …
Sonra 12 eylül, herkes bir tarafa, unutuş, …
Yıllar sonra bir konserde,
bana ismimle hitap eden bir adam, …
saç, sakal, vs, çıkaramıyorum,
ama, bu gözleri biliyorum ben.
Beni tanıyan böylesi bir bakışı unutmuş olamam. olmamalıyım.
Unutulası olmayan, ama doğrusu benim yine de unutmuş olduğum o bakış,…
Bendeki aynanda bir daha hiç unutulmayacak olan bakış.
Peki ama ben neden unutmuştum?
Sen ilk tanıştığımız zamanlar böyle bakmaz mıydın?
Bakardın herhalde, yoksa o bakışla karşılaşma aynı zamanda bir hatırlama olmazdı ki.
Ya da, belki… o kadar fazla böyle bakmazdın?
Belki de ben o zamanlar bakmayı ve görmeyi pek bilmiyordum…
Neyse ne. 12 eylül öncesinde adını koymadığım “fazla” o bakışta patlamıştı işte.
Hani şimdi kliplerde mavileri patlatıyorlar ya…
İkinci karşılaşmanın sorulmamış sorusu: unutmuşken, arayıp bulmak aklıma bile gelmezken,
Seninle karşılaşmış olmak neden o kadar heyecanlandırıp mutlu etmişti beni?
Üstünden yaklaşık bir 12 -15 yıl geçti herhalde…
Ve şimdi;
ayna istemi vesilesiyle sorulan soru:
Sana her rastladığımda
- hala aramasam da-
neden tanışlara rastlamanın yeknasak hoşluğundan “öte” bir şey duyuyorum?
Şimdi sen bu noktada allah bilir “üretim heyecanı” gibi laflar edip beni deli edersin.
Üretime duyduğun aşk karşıyaka vapurundan bu yana değişmedi değil mi?
İflah olmaz bir TİP’sin sen!!!
bana bile “ürettirmen” den belli…!!!
Oysa beni ilgilendiren, üretiminden çok,
o hep taşıdığın, ve bazen gözlerinde patlayan, “fazla” .
“Sende fazla bir şeyler var çocuk” güzellemesi değil bu.
Mahkum olduğun, halleşip, halleşip,
halleşemediğin:
Aynalardan sorduğun, işaretlerini kovaladığın
“fazla”.
Senin laflarınla; “üretimi, samimi kılan” şey.
Hiç bir zaman tam-tamam olmayacak olan.
Başka bir dünyanın mümkün olduğuna dair
- bir zaman düşündüğümüzün aksine- gerçekçi olmayan,
acı ve haz kaynağı inanç.
“Başka bir dünya mümkün”.
Teori artık bu inancı taşıyamıyorsa geriye işaretler kalıyor.
Bu “fazlayı” taşıyan bir bakış, bir işaret, bir yansıma, …
Söylem olamayanın şahidi, …
gözlerinden öpüyorum.

kimden: elif mutlu (çetin)
başlık: elif (“ayna, ayna söyle bana!” diyenlerden biri)
biçim: resim
(kağıt üzerine karışık malzeme)

kimden: hatice taşan
başlık: karşı kıyıdayken
biçim: resim; kağıt üzerine pastel boya

kimden: hatice taşan
başlık: nefes-siz
biçim: şiir; el yapısı kitaba, el yazısı ve kolaj ile

merak ettiği
dört harf
öğrenmeye çalıştığı
sadece iki heceydi…
yaklaştı…
yüzüme baktı ve güldü
ben ağlamasını istemiştim
gizlemeye çalışırken giysimdeki
iğne izlerini
biliyorum dedi
ilmek ilmek elinde diktiğini
kaldırmak istedim yüzümdeki tülü
yorulma
o siyah değil
farketmedin mi…
gördüğüm hep gözlerindi…
utandım…
hercai mi sanmıştım göz rengini
anlamıştı… sustu…
ne olur küsme bana diyecekken
hayır kıskandım sadece
tül yüzünün siyahını…
dedi sessizce.
korktum…
dua ettim ağlamadan önce
tanrım lütfen, ama lütfen
bilmemiş…
olsun
bana hercai baktığını
böğürerek yalvarmaya başladım
beni koynuna al
al beni koynuna…
ellerimi tuttu…
gülmeye başladım… (nihayet!)
yanılıyorsun…
sana hep bu kadar yakındım
anlayamadım?
eli yüreğimde gel dedi
bak aynaya
seni benimle tanıştıracağım…
şaşırdım…
isyan ettim
ben seni tanıyorum!..
tanıyorum!…
işte bak
gülümseyerek boyadığım
al rengin
isteyerek ellerimle taktığım
alaz cisminle
tesbihsin boynumda
zikrederken ismini
bağırır gözlerim
sağırdır yüreğim
fısıldar sessizliğim
ilk harfin
nefes…
son hecen
siz…
nefes…
siz…
nefessiz…

çekmiş almış aynadan
son kez bedenimi boyamadan
tıpkı giysim gibiymiş yüzü
siyah tüllü, bembeyaz patiskadan
yana düşen başımı kaldırmış
hercai bakışlarını
toplamış dudakları
mavimsimermer göz kapaklarımdan
sarmış beni, ama hiç ağlamamış
usulca fısıldamış
sıcaklığı,
artık görebileceğim renkteymiş…
merak etmiş hep
içimde sakladığım
o deli gülüşüne
düşkünlüğümü…
merak etmeli miydi ki?
bilmem…
bilmek istemem…

kimden: akın nalça
başlık:
biçim: resim; 22×30 cm.; kağıt üzerine karışık teknik

içerdiği metin:

Sevgili Hakan Akçura, çeşitli karşılaşmalarımızın tesadüfiliğinin bir ritmi de olduğunu düşünerek ben de-n bir yorum gönderiyorum.
Sevgi ile.
8.01.2001
Akın Nalça

kimden: tayfun erdoğmuş
başlık: venedik
biçim: fotografik düzenleme; karışık malzeme

kimden: serdar yaylalı
başlık: rüya
biçim: beste; mp3; doğaçlama; hakan akçura’nın 1989’da gördüğü bir rüyanın metni üzerine soundtrack; bu metni içeren ICQ diyaloğu eşliğinde

rüya – serdar yaylalı


serdar 09.01.20 23:58

bu akşam bitti gibi yarın yollarım

hakan 09.01.20 23:58
mp3 mü?

serdar 09.01.20 23:58

evet

hakan 09.01.20 23:59
beste mi?

serdar09.01.20 23:59

halen wav; miksaj bitince mp3 olacak. beste değil, senin kuşlarla ilgili bir rüyan vardı onun soundtracki

hakan 10.01.20 00:00
neleri hatırladığına inanamıyorum.
peki o rüya’nın bendeki metnini de senin soundtrack’in ile birlikte sergilememi mi istiyorsun?

serdar10.01.20 00:01

metnin yazılı olduğunu bilmiyordum, metni gonderir misin?

hakan 10.01.20 00:02

dijital döküman yok. yazı ise bilmem ki nerede ama var eğer istersen bulurum (ama asla şimdi bulamam) ve soundtrack ile birlikte sergilerim.

hakan 10.01.20 00:04
ya da anlatayım istersen…
hiçbir detayını unutmadığım bir kadim rüyam benim o.

serdar10.01.20 00:04
tamam, yarın gönderırsen senaryoya daha uygun bir şeyler yapabilirim belki; yaa çok zor bu ayna işi naapcamı bilemedım bi sürü şeyi yazdım sildim.

serdar10.01.20 00:04
anlat!

hakan 10.01.20 00:05
canım benim herkes aynı halde
ve yolladıklarının 200′u birden inanılmaz güzel o yüzden; dost da düşman da…

hakan 10.01.20 00:07
bir gölün kıyısındayım
salaş bir kahvehane
açık
üstü kamışlarla örülü
çevremdeki masalarda
hayatımın değişik dönemlerinden insanlar
birbirini tanımayan
ben eski sevgilimle bir masadayım
gölün rengi okyanus mavisi ve kenarları değirmi
bir kare gibi arkamızda, yanımızda çakıl kum bir zemin ve
arkada bungalovlar…

hakan 10.01.20 00:09
eski sevgilimle hayatın, gerçeğin ve aşkın en sahici niteliği
üzerine konuşuyoruz
ortalıkta yağmur isimli,
bir arkadaşımın belden asağısı felç
sekiz yaşındaki oğlu
(zeki mi zeki), elleriyle güç alıp, yılan gibi
kayarak dolaşıyor
masadan masaya
yabancılaştırma efekti gibi ve çok hızlı

serdar10.01.20 00:10
evet

hakan 10.01.20 00:11
ardından ben sevgilime tüm bu sahiciliğin sırrını
anlatırken bir ses duyuyoruz gökyüzünden gelen
bakıyorum/uz
kırmızı tombul kuşlar uzakta
takır takır ses çıkararak uçuyorlar
doğal değil o ses
görünümleri de
başımı öne eğip sürdürüyorum tartışmayı ama
alçalıyorlar giderek daha fazla, hızlı

hakan 10.01.20 00:14
giderek alçalıp, salaş kavenin kamışlarına
sürtünüyorlar
sesleri
takır takırlıkları ve sürtünme sesi o kadar çok ki
konuşmamız duyulamıyor
bu arada nefret ettiğim bir kadın
eski sevgilimle ayrılmamızın nedeni olan yalanı söyleyen
aramıza girip konuşmaya katılmak istiyor
zar zor defediyorum onu ve artık başımızın
üzerinden geçen kuşlardan birini alıyorum elime son çare ve bağırıyorum:

hakan 10.01.20 00:15
-bak işte sahici olan bu kadar sahici!
ama o sırada elimin ayasında acı var
elimdekı kuş çok sert
dağılıp açıyorum avucumu ve bakıyorum
çığlık atıp ağlamaya başlıyorum ne olduğunu anlayıp
onlar
tepesi kırmızı
karnı beyaz tombul kuşların hepsi birer
kuş kuklası ve ağzını açarak elimi sokuyorum
sımsıcak, esir kuşu tutuyorum içindeki ve
çekerken bir et parçası halinde parçalanıyor..
ağlıyor ve bağırıyorum:

hakan 10.01.20 00:17
-bunu da mı yaptılar!
biz yokken
kentten ayrılmışken
tüm kuşları yakalayıp hapsetmişler bunların içine
ve yapıştırmışlar!
lanet olsun!
ve uyanıyorum
bir hafta geçmiyor avucumdan o sertliğin acı duygusu!

bu kadar

serdar10.01.20 00:18
harika, biraz değişiklik yapmam gerekecek
ben nehir ve orman da koymuştum

hakan 10.01.20 00:20
hatırlattın iki eksik var:
evet, bungalovların ardında orman var
ve gölün ardında
uzakta, arada küçük bir kara parçası ile
asla göl kadar koyu olmayan mavisi ile uzak deniz

serdar10.01.20 00:22

deniz uzakta mı, ben deniz kenarı yapmıştım.
yahu iyi ki sordum

hakan 10.01.20 00:23

serdar sen haklısın
yakındaki deniz…
göl ise, bungalovların ardında
ve dediğim gibi kenarları yuvarlak bir kare ve
suyu çok koyu.
pardon!

serdar10.01.20 00:24

bak görüyo musun ayna çıktı walla, bu bugün aklıma
geldi 1 saat once bitirmiştim

hakan 10.01.20 00:25
:)))))))))))))))))))
çok merak ettim yaptığını

…….

hakan 14.01.20 23:33
ok
ama rüyanın metnini kullanacağım
hatta sen de istersen
rüyaya ilişkin geçen günkü icq mesajlarının
toplamını kullanayım
:)

serdar14.01.20 23:34
hepsine ok.

kimden: tolga
başlık: üç nokta…
biçim: heykel; karışık malzene

kimden: gökçe deniz
başlık:
biçim: elektronik posta metni

Merhaba

Öncelikle şunu belirtmek istiyorum sizi hiç tanımıyorum. Adınızı ilk kez net aracılığıyla duydum; yani bugün öğrendim böyle bir sanatçının olduğunu. Aylak aylak dolaşırken o siteden bu siteye hasbelkader yazılarınızı okudum. Ve duyarsız kalmak istemedim. Size yazmak istememin en büyük sebebi ise cesaretiniz. Neden cesaret diye adlandırdım bu girişiminizi. Hayatınıza giren tüm insanlardan, en önemlisinden en önemsizine, en büyüğünden en küçüğüne, en akıllısından en aptalına, kısacası aklımıza gelebilecek yüzlerce çeşit insandan onların aynasına yansıyan görüntünüzü istiyorsunuz.
Peki ben birşey sormak istiyorum ya GÜVEN? Size kolay gelsin demekten başka bir şey gelmiyor aklıma; çünkü, öyle zor ki kendi payına düşen bir avuç yaşamı başkalarıyla paylaşabilmek. Hep açıkta kalan bir şeyler oluyor. Bilinçsizce susan veya susmayı tercih eden biri olmak kolaydır. Suskunların ortasında kaybolmaksa çıldırmaktır. size teşekkür etmek istiyorum çünkü bizim ülkemizde yaşayabilmek kolay değil. Ve sanatçı olup yaşamak hiç kolay değil.

Tekrar kolay gelsin diyorum.

kimden: selahattin allahverdi, ali ulusoy, aytaç kataroğlu, niyazi erbil
genix imaging tasarım bölümü/serginin dijital ve transfer baskı destekçisi
başlık: masaüstü
biçim: dijital baskı

kimden: pınar öğünç
başlık: ayna?
biçim: metin içeren dijital resim

içerdiği metin:

üçüncü kişi gelince konuşamayanlara,

biri bakarken yürüyemeyenlere göre değilmiş

bu iş. “Onlar” bu kadar “buradayken” ben yokum.

-ayna ne?

19.ocak.2001

pınar

kimden: ahmet uhri
başlık: izmir atatürk lisesi
biçim: elektronik posta metni

Sen benim Kültür ve Edebiyat Kolu (o zamanki deyişimizle Ekin ve Yazın Kolu) başkanımdın. Ben de kol üyesi. Kıvılcım isimli bir dergi çıkartmak istemiştik. Sen Lise 3 öğrencisiydin ben de Lise 2 öğrencisi. Edebiyat hocalarımız Bünyamin Gündüzalp ile Birgül Çirik bizi istediklerimizi yapmak konusunda özgür bırakırlardı ve iyi ki de öyle yaparlardı. Bir de Mamfi (Yuvana Dön Sıtkı!) vardı. Genç Öncü’nün akşam seminerlerine davet etmiştiniz bir keresinde beni. Sonra İzmir Devlet Tiyatrosu’nda Orhan Kemal’in Teneke’sini izlemiştik. Cezmi Baskın ve diğerlerinden. O zaman devrime inanmıştım. Solculuk benim için hem bir oyun hem de macera idi. Bir de Göztepe maçları vardı. Sen biraz da beni ve Mamfi’yi küçümserdin; maça gidiyoruz, lumpen davranıyoruz diye. Sonra sen Fen Fakültesi’ne gittin. Arkasından da o korkunç yıllar geldi. Siyah-beyaz anımsadığım yıllar. Başka başka yerlere savrulduk. Uzun bir süre senden haber alamadım. Ta ki Bienal’de çalışmalarını görene kadar. Ve şimdi, Yalçın Çıdamlı ve Arzu’dan senin bu projeni ve adresini dün gece öğrendim. Bugün de yazdım. Okul Numaram 552 idi, ismim ise Ahmet Uhri. Beni anımsayacağını umuyorum. Bir de Semih Kaplanoğlu vardı. Bu Semih şimdi yönetmen olan Semih mi? Fotoğrafları çok yaşlı. Seninkiler de öyle; o fotoğrafların içinden bildiğim tek resim soldan üçüncüsü. Diğer Hakanlar bana yabancı; ancak yine de içinde bir tanışıklık var gibi. Bense, bana göre hiç değişmedim. Her sabah aynı yüzü görüyorum aynada ve aynalar hep yanımda. Onları kaybetmemek için çok uğraştım. Ve bir tablomu yaptırdım, benim yerime yaşlansın diye.

Sevgiyle.

kimden: sevgi alpşen
başlık: merhaba
biçim: metin; elektronik posta metni

Bugün yine yoğun, sıkıntılı, kızgın, kırgın, kavgalı bir günü geride bıraktım. Yaşlanıyorum galiba ve ilk gençlik yıllarımı özlüyorum. Toplumsal hayata dair kafa yoran ama kendinden menkul, sorumsuz, neşeli, eğlenilen günleri. Tek sorumluluğun ve sıkıntının ders çalışmak, parasız olmak, aşk acısı çekmek olduğu günleri.

Geçmişten gelen ve senin için anlamı olmayan bir başlangıçla başlayan bu satırları neden sana yazıyorum bilmiyorum. Çok sevdiğim dostlarım,eşim, arkadaşım,kızım birçok insan var çevremde. Ama zannediyorum orta yaş başlangıcında ilk gençlik denilince o günleri birlikte yaşayan insanlar geliyor insanın aklına. Bir de ilk aşk ve o zamanlardaki kendisi insanın. Ayrıca neden sen diye akıp giderken sözcükler birer birer, belki de kıskanıyorum seni sanatla içiçe yaşadığın, hayatını farklılaştırdığın, istediğin sevdiğin bir işi yaptığın için, diye düşünüyorum. Ben tatsız, tuzsuz, sonuçsuz ve sevmediğim bir işi yapmaktan duyduğum mutsuzlukla… Sevmediği bir işi yaparken, böyle mutsuz olunca, heyecan duymayınca, kendinden bir şeyler katamayınca, her geçen gün dününü yitiriyor, anılarının yok olduğunu, yerine yenilerini koyamadığını görüyor.

Bu meslekte ve hemen hemen yaşamın tüm alanlarında, daha dün okul sıralarında bir gevreği ve bir bardak sıcak çayı bölüşen insanların birbirlerinin yüzüne bile bakmadığı günleri yaşayabileceğimi hiç düşlememiştim. Nedenlerini ve sonuçlarını kavrıyorum. Ama kabullenemiyorum. İnsanların birbirlerinden bu denli uzaklaştığı, kendilerine yabancılaştığı bir dünyanın insanı değilim. Ama ne çare ki yaşayacağımız zamanı seçme şansımız yok. Ancak inatla ayak direyenlerden, varolmaya , nefes almaya çalışan, aşk, sevgi, dostluk ve dayanışmayı, paylaşımı yaşayan bir avuç kelaynaktan biri olmaya devam edeceğim.

Aynalarını isterken sen, ben de aynalarımı arıyordum kendime yaptığım iç yolculuklarda. Sen hangi kaygı, umut, hangi beklenti ile yaparsan yap, cesaret ister bu, diye düşündüm. Parti binasının panosuna asılmış afişte karşılaştık yıllar sonra. Afiş beni çarptı. Etkilendim. Belki de yaşadığım iç yolculuklara denk geldiğinden bu denli etkilendim. Yazmalıyım, diye düşündüm. Sonra yazmama noktasında direndim. Eşime, arkadaşlarıma anlattım. Sonra yazmaya karar verdim. İnternet kullanma özürlü olduğumdan, ilk yazdıklarımı, ilk cesaretimi gönderemeden kaybettim. Sonra aman sende, dedim; yeniden aynı şeyleri yazamam, hem duygularım aynı değil bunları tasarlayamam ki… Tasarlanan, içten ve doğal olmaz; hem benim yazma isteğim tamamen kişisel ve beni ilgilendiriyordu. Aradan günler geçti. Yine bugün, bu satırları yazarken olduğu gibi aşka geldim ve bari bir kart göndereyim dedim. Gönderdim. Beni sanat etkinliği boyutu hiç mi hiç ilgilendirmiyordu. Hatta belki yazmamı engelleyen de işte tam bu nokta. Ben o saf, duru, dürüst ve içten yaşanılan dostluk ve arkadaşlık, biraz da ilk aşkımın çağrıştırdıkları o günlerin ben’ine duyduğum özlemle yazdım, yazıyorum.

Belki bu geçmişe, özlenen değerlere ya da benim atfettiğim o değerlere birlikte yolculuk yapabilir miyiz, diye yazdım. Ancak o saf, duru, dürüst ve içten sıfatlarını, sana atfettiğim gibi bir sonuç çıkmasın. Bu günden baktığımda belki senden bağımsız, ama çok acı çektim senden dolayı. Ürkek, korkak, güvensiz olmayı seninle öğrendim. Acıdan dersler çıkarıp büyümeyi, kadın ve insan olmayı senin dolayımınla yaşadıklarımdan…

Kasım ayında İstanbul’a geldiğimde görmeyi çok istemiştim. Haluk bir cep numarası vermişti, ulaşamadım. Senin yazdığın cep geçici olarak hizmet dışı. Ben de sen büyük sanatçı olup çok para kazanıyorsundur, diye düşünmüştüm. Şaka şaka.. Ama “alçalan insanların yükselen değerleri”ne göre böyle değil mi? Ben de zengin avukat olamadım. Ancak bir dostumun dediğine göre bu meslekte ilk on yıl başkaları, ikinci on yıl kendin için çalışıp sonraki yıllarda senin için çalışanlar olurmuş. Umudunu yitirme demişti. Benim için çalışan istememekle birlikte, kendime çalışmayı istiyorumdur elbet. Ee zaten zengin bir koca da bulamamışken ne olur halimiz bilinmez.

Aslında yazmanın bir sonu olmalı değil mi? Ben eski dostluk hatırına, günün bu saatinde içimden yazmak gelmişken, davetsiz bir misafir gibi ziline basıp kaçmak istedim. Ancak acıktım, yoruldum, evde kızım karnesiyle beni bekler, bana da hoşçakal demek düşer. Yanıtlamak zorunda değilsin.

Hoşçakal. Sevgiler.

kimden: nevin kaygun
başlık: ./..
biçim: photographic arrangement

kimden: ömer özdoğan
başlık:
biçim: assamblaj

kimden: bencem sema cihan
başlık: …senin iç bükey sırların / benim sırat kulvarlarım…
biçim: assamblaj



kimden: derya oyanay
başlık: va, sa, ca, sa
biçim: elektronik posta metni

27 1, 22 1, 3 1, 22 1

Kalabalık, karaltı kırkambarı… Çamur tepeciklerinde sarp beyoğlu geceleri.. Sahne küçük, müzik zırvada. Pis kokulu mekanın mis kokulu kahvesine kısa sortiler.. Kız sahnede, deniz uzakta.. Hayalimin kahvesi değil yudumladığım ama zararı yok.. Kız da çocukluğumun denizkızı değil zaten.. (Aklıma takılıyor; kundalini nasıl uyanır?)

Sadece birkaç soluk alışı geçiyor..Sonra Samotraki’yle Ölüdeniz’in haleleri birbirine karışıyor.. Bi’şeyler soruyorsun, kalabalığı yarması gerekiyor.. Sıra bana geçiyor, kalabalığı yarma pahasına soruyorum; Kundalini nasıl uyanır?
Gece bitiyor, gün geçiyor, zaman söküyor, yaş akıyor, fitil titriyor, mum eriyor, güneş ışıyor.. Çimen, Bebek parkı, ağaç daha bir ağaç oluyor..Elime sırma ipleri alıp şakramın nilüferini kasnağa geriyorum. Başlıyorum işlemeye dört kırmızı çiçek yaprağını.. Elini atıyorsun Va, Sa, Ca, Sa !!

27 1, 22 1, 3 1, 22 1

kimden: nihat malçuk and namık malçuk
başlık: -boya oğlum boya!.. hakan yok!

biçim: fotograf; saydam
(fotograf: nedim malçuk)

kimden: pelin derviş
başlık: ayna
biçim: nesne-heykel
(ayna, ahşap ve mıknatıs)

kimden: erol egemen
başlık: hakan akçura
biçim: tasarlanmış sanat nesnesi
(karışık malzeme, 101.5 x 100 cm)

kimden: selim cebeci
başlık: “all blues” (Miles Davis’den)
biçim: t-shirt üzerine baskı

kimden: fem
başlık: davulların sesi rüzgarın sesini şuursuzca izledi
biçim: şiir

Davullarin sesi rüzgarın sesini şuursuzca izledi.

Yüregi sıkışmakta,
Şahlanırken Zeus
Denizle gök sarmaş dolaş
Iki sevgili. Dolunay mı ne!
Dolunay sanki yüreğimde…
Bir şeyler ispatlamak istercesine zaman,
Ah ki o zaman!! Saat,yelkovan,akrep
Yine aynı son, yine aynı başlangıç.
Sicağı götür rüzgar… Götür bedeninden derinliklere
Çığlıklar karıştı cennete.
Mermer yüz, deniz göz, çelik yürek.
Saçlarını saliverdi ormanın yüzü
Sabahın sesi yankılandi labirentte.
Yüksek kulenin merdivenleri aydınlandi.
Bir çift küçük narin ayak; yürüdü orman boyunca
Henüz köyün ışıklari yoktu.
Henüz ses, sessizliğin koynunda..
Bacalardan tüten gri duman.
İp terliklerini geçirdi ayağına
Yine dedi. Bir şarkı duyuldu, labirentte.
Günüm gününden olsun!!!!!!!
Yoklulkla bolluğun olmadığı zamanlardan bir an. Dileklerle yaşamların yas tutmadığı, morla mavinin ayrı olmadığı.
Genç krallığının mabetlerinde tutsak olmadığı
İşte öyle bir zaman.

kimden: fem
başlık: b
akıldığında küreden
biçim: şiir

Bakıldığında küreden

Bakıldığında küreden
Aynı mı
Şekil, belki
Yürek ehh
Başının üzerinde gökyüzü
Oysa göremez ki yeryüzü

Kokun geçti caddeden
Kafasını kaldırdı, ayakkabı boyacısı çocuk..
Ali çocuk
Yüzünde aydınlandı, gökyüzü senfonisi
Güneş mi oldu daracık karanlık sokaklarda
Kafelerin camları buğulu
Bir çocuk yanaştı
Elinde ıslak bir kutu
Sakız ister misin, okul harçlığı için
İstemem diyemedim
Diyemedim ki hayır
Hınzır gülümsemesi
Ne verirsen ver be abla
Ali çocuk,
Kapkara yüz
Boncuk mavi göz
Kısa pantolon
Eski ayakkabı
Elim cebimde
Mengenede
Elim mi?
Yüreğim mi?
Bir kış akşamı
Ne yağmur var
Ne Ali çocuk
Nerde gençliğimin gökyüzü
Sokağın başındakı lamba
Kitabevi sokağı

kimden: nur kuzugüdenli
başlık: karşılık
biçim: dijital görsel tasarım

kimden: sevgi yılmaz
başlık: gözlerin
biçim: görsel düzenleme/kolaj

içerdiği metin:

Sevgili Hakan!

Anne tarafından bizler 12 kuzeniz ve en küçüğümüz sensin.

Benden aynalarını istiyorsun, çağrındaki 2 numaralı resmin, bendeki aynandır. Sen daha okula başlamadan önce annemle beraber 1 hafta sizde kalmıştım. İşte aynan bende o 1 haftalık zaman dilimindedir.

Sürekli hareket eden soru soran, soruların cevabını beklerken gülen gözlerin bendeki aynandır. Bu berrak ayna hep devam ediyor. Bir farkla. Önce bana bakarken yukarıya bakardın. Şimdi ben sana bakarken yukarıya bakıyorum.

Sevgiler

Sevgi Yılmaz





kimden: nuran önen
başlık:
biçim: fotografik düzenleme

içerdiği metin:

Seni bu yaşında sevmiştim; gene seviyorum.
Nuran Önen

resimaltları:

15.7.1966
Halamın yeni yılını kutlarım 1964-65
Ayhan 10 – Hakan 3.5 yaşında 11.4.1966

kimden: burcu tosun
başlık: hakan akçura ve scream (çığlık)
biçim: metin ve reprodüksiyon (E. Munch, “Scream”)

BEN:
“Kim HAKAN?
Ben ne bilirim ki HAKAN hakkında?
Azdır belki paylaşımım ama çok paylaşan çok mu tanımıştır acaba?
Çok tanıyanlarla neler paylaşmıştır acaba?
Aynayı tutan karşısına, önce kendine bakmadan edemez.
Bu ayna ne kadar beni anlatır, ne kadar onu….
O ne görmek ister…
Aynayı tutan ne görmesini hedefler…
Aynaya çarpan görüntüler yansıyarak nerelere gider…
Ayna sana bende seni, sende beni göstersin
Ayna sana göremediğim seni, göstermediğim beni göstersin”

BEN:
“Ayna ayna güzel ayna
ne var ne yok göster bana”

AYNA:
“Ne kadar da cesur ürkekliğinde
Ne kadar da özgür kendine bağımlılığında
Ne kadar da mütevazi ukalalığında
Ne kadar da hüzünlü şakacılığında
Ne kadar da neşeli o yaralılığında
Ne kadar da kendine güvenli o kuşkuculuğunda
O kendine en iyi dost, en katı düşman
Hissederken hissetmekten korkan
Düşündüğü kadar çok hafife alan
Meraklı, oyuncu çocukluğunu yetişkinliği sanan
Hassas, vicdanlı, duygulu bir dost”

BEN:
“Aynalar objektif olacak diye bir şey yok tabii
O da kendi yorumunu katmış hiç çekinmeden
Bakalım diğerleri neler demiş:”

I^_^I:
“Bana kalsa dikizci hacker, gündüzleri özgür ve asi, geceleri güvenilir ve zarif düşünceli adam derim.
Kendisi beni çapkınlıkla ve oyunculukla itham eder. Ama olsun ben yine de onu severim.”

Ay_FALCISI:
“Ay bu ne meraklı adam! Tutturmuş falıma bak diye.
Bu defalık bakacağım ama son olsun.
Hakan bey kardeşim, dün gece senin için aya baktım ki bir de ne göreyim….
Hanene ay doğmuş
Çok yakında bir sergi görüyorum sanki
Bir yarışmada da şampiyon olmuşsun galiba
Ne de çok sevenin var
Bir o kadar da çok kıskanan
Aman aman nazarlara bak
Tez vakitte kurşun döktürmelisin
Falın fallanmamış
Fallanan fallar da seni açmamış
Duydukların yalan, gördüklerin hayal gelmiş
Gerçekler soğuk, hayaller kolay gelmiş
Aynalardan ışık, camlardan karanlık vurmuş
Yalnızlık kaçış, özgürlük kavuşma olmuş”

ISSIZgece (Ay Hanım):
“Azizim Güneş Bey,
bu satırları size gönlümden kopan bir meltem gibi üflerken
sürç-ü lisan edersem af olacağını ümit ederek, yüksek hoşgörünüze sığınıyorum.
Mirim, şu sanal alemde bir emekli paşa bulamamış olmanın hüznüne gark olmuşken
Zat-ı muhtereminizin bendenize lutfetmiş olduğu şiirle bahtiyar olmaktayım.
Eğer kabul buyurursanız ben de size şu naçizane şiirimi sunmaktan büyük saadet duyacağım:

Odaya Süzülen Güneş Huzmesi

Issız bir gecede acılar kavururken benliğimi
Bir güneş ışığı ısıttı o kederli yüreğimi
Meçhul bir aydınlık kamaştırdı birden yalnız gözlerimi
Sanki bir ses bölmüştü o derin sessizliği”

BEN:
“ Hakan , işte hep birlikte konuştuk. Herkes sana şakayla karışık da olsa bir şeyler söyledi. Artık bunlara aklını yorar mısın yoksa gülüp geçer misin sana kalmış. Aslında hepsi bir yana sana çok sevdiğim bir resmi yolluyorum. (Ressama resim yollamak da ne demek oluyorsa artık) Bence o hepimizden daha çok şey anlatıyor.

Not: Bu arada FREESIA’nın da selamı var ama şu anda invisible olduğu için yorumda bulunamadı.

kimden: zeynep dumlu
başlık: insanların kelimelere gereksinim duymadığı boyuta ne zaman geçeceğiz!
biçim: hazır nesne; boş kağıt

kimden: nilay dirim
başlık: hakan’ın aynası
biçim: metin; dijital metin dosyası

Ayna sen ona bakmadığında sana görüntünü vermeyen, belki de seni arkandan vurup incitmeyendir. Ayna yüzleşmek istemediğinde yüzüne vurmayandır. Senin için başkalarına seslense de. Aynalarını çağıran Hakan bu kırık aynasını da dinlemelidir :))

Yazarak, tartışarak, dertleşerek benim bir yılımı paylaştığım bu adam öncelikle bir yaratıcıdır. Trevanian ile başlayan bu dostluğumuz, Celan’la köklenmiş kırık bir ayna olarak benim buraya yazmamla da sonlanmayacaktır..

Bir insan neden ayna ister kendine diye düşündüğümde, özellikle bu kendini iyi tanıyan biri ise ilk şu gelmekte aklıma; hep arzu ettiği fakat kendinin bile ne olduğunu bulamadığı bir cümle arıyor bu adam. Belki ona farklı bir sesleniş ya da yıllardır cesaret edip sormadıklarını istiyor insanlardan. Onun edimini açıklamaktan çok onu açıklamak gerekir aslında. Bu yapılamayandır çünkü bir ayna hiçbir şey açıklamaz. Yansıtır ve açıklaması bakana aittir. Gösterdiği tekse de anlam binlercedir. Hakan yaratıcı ve bu çağın tanrılarından biri bu aynasının görüşünce.

Toprağın kana, insan yüzlerinin acıya doymadığı bu ülkede o bence bir direnişçidir. Silahı olduğunu yadsımayan ama onu güçlü kılanın o olmadığını bilendir Hakan. İnsan aynaya bazen kendisini bazense kendinden daha fazlasını aramak için bakar. Ama aynalar öpemez, dövemez ve sövemez. Bunu yapmak istediklerinde dahi sınırlarına, kenarlarını çarpıp dönerler. Sesleri bu sergide duyulsa bile ayrık sesler birer yanılsama olup geri döneceklerdir. Ayna aynalığını bilmese de bildiren bir köşesi karşısına çıkacaktır karşısına.

Belleği olmadığı için şanslıdır aynalar ama Hakan bu kuralı bozup bizlere bir tarih bilinci ve sorumluluk yükler. Kırıp kırıp ayna parçalarını içine atmak ya da üstlerinden alaycı bir bakışla yürüyüp geçmek midir amacı?

Aslında inanıyorum ki Hakan’ın amacı da bu sergiyle birlikte şekilleniyor. Ne istediğini çok iyi bilen bu adam bir gün eski ve yeni arasında bir imge gelgiti arzuluyor ve bunu buluyor. Belki de yüzlerce farklı ayna içinde kendi maskeleriyle, personaları ile bir karnaval düşlüyor. O bir sanatçı sergiye katılanların pek çoğu ayna olmayı kırık dahi de olsa başarabilecekler mi acaba? Bunu merak ediyorum.

Hakanın karnavalı yani sergisi çok renkli olacak çünkü bizler de maskelerimizle geleceğiz oraya. Gerçek yüzümüze ait bir şeyleri başka maskelerde görüp tanımamamız bile mümkün. Çoğumuz kendimizi unuttuk zaten.

Acaba Hakan beni yazın derken benim aracılığım ile kendi sularınıza doğru da açılın amacında mıydı?

Ne ilginçtir ki çocukken Marcel adında ressam olan hayali bir arkadaşım vardı. Hakan’ı Marcel adıyla bildim ve o da ressamdı. Benim medyumluğum onunki ile birleşip bizlere yeni oyun mu oynamıştı, tesadüf müydü bilemem.

Ne bilirim onun hakkında? Yaratıcılığının kökenini yıkıcılıktan almayan bir dost olduğunu, adam gibi bir adam olduğunu, yazarken ve resmederken kendi kırıkları batıp çıksa da yüreğine, başkalarına bu kırıklarla zarar verip incitmeyen bir yürek olduğunu!

Ona inanmama gerek yok. Çünkü onu biliyorum.

İşte! Hakan ben seni böyle biliyorum.

kimden:
başlık:
biçim: işlevsel sanat nesnesi; ayna
(sanatçıdan başka kimsenin doğrudan bakamayacağı bir yükseklik ve açıda sergilenmesi isteğiyle)

kimden: vahide meriç
başlık: yabancının merhabası
biçim: metin; elektronik mektup

Selam,

Tabii ki ben, tanımadığın, ismini bile hiç duymadığın milyarlarca insandan biriyim. Ama ben de senin varlığından bundan aylar önce bir arkadaşımın sana hazırladığı bir eseri gördüğümde haberdar olmuştum. Seni anlatan o çalışma bana farklı gelmişti ve nasıl biri ki, diye sorunca, bir dergiye basılmış sevimli bir surat karşılaşıvermiştim; insana yakınlık hissi veren,
iğreti etmeyen… Şimdi senin mail adresin hasbelkader elime geçince de sadece paylaşmak istedim bu düşünceyi seninle, o kadar.

Vahide.

kimden: serpil öztaş
başlık: süzgeç
biçim: işlevsel sanat nesnesi; uçurtma

kimden: pınar
başlık: arayış
biçim: şiir ve beste
(W. A. Mozart- Piano Sonata K.331 in a major -Alla Turca. Andante Grazioso / Fazıl Say)

Sarıl bana

Bu yaşa geldim içimde bir çocuk hâlâ
Sevgiler bekliyor sürekli senden.
İnsanın bir yanı nedense hep eksik
Ve o eksikliği tamamlayayım derken,
Var olan aşınıyor azar azar zamanla

Anamın bıraktığı yerden sarıl bana.

Anılarım kar topluyor inceden,
Bir yorgan gibi geçmişimin üstüne.
Ama yine de unutuş değil bu,
Sızlatıyor sensizliği tersine.
Senin kim olduğunu bile bilmezken.

sevgiden caydığım yerde darıl bana

Metin Altıok

kimden:
başlık: boşluk
biçim: müzik içeren cd

boşluk – …

kimden: tolga ünsün
başlık: “aynalarımı istiyorum”
biçim: üstünde metin içeren hasara uğramış ve formatlanmamış cd ve kabı

selamlar…

bu “aynalarımı istiyorum” konusu ile alakalı düşüncelerim aslında dünkü şamata içersinde güme gitti…

sana okuttuğum cem’in yazısı olan Geniş Açı ‘nın “özportre” sayısındaki özportre yazısındaki gibi “aynalarını istemek” bir cesaret işidir. Benim katkım aslında tasarlanmış bir şey değildi. Birden tesadüfler sonucu ortaya çıkan bir durum idi.

orada cd ile oynarken, ışıktaki yansımalarına bakarken aklıma bir özportre geldi, sonra “aynalarımı istiyorum” geldi aklıma ne de olsa bir iki saattir tarama yapmaktan başka bir şey düşünmüyordum. Sonra dediğim gibi tesadüf sonucu elindeki iş gerçekleşti.

sadece o an içimden geldi; uzun zamandır hiçbir şey üretemiyordum bu belki bir başlangıç olur.

teşekkür ederim…

kolaylar gelsin…

tolga ünsün


kimden: a. fuat onan
başlık: sinem hayat
biçim: nesne (mandala) ve renkli fotokopiler

kimden: p. filiz malçuk
başlık:
biçim: metin; mektup ve fotoğraflar
(5 parça)

mektup içeriği:

“Bir varmış, bir yokmuş deme / Gücüme gidiyor” demişti bir şiirinde Can Baba; içime işledi. O günden sonra masal anlatırken küçük oğulcuğuma, “Bir varmış, hep varmış,” diye başlıyorum. Bilsin şimdiden, bir kere varoldu mu bir şeyin hiç yok olmayacağını, yalnızca şekil değiştireceğini.

Bir varmış, hep varmış. Bir tane özü güzel, gözü güzel bir Nedim varmış. Bir de Filiz varmış. Bu iki genç lisede karşılaşmışlar. Bir ada gezisinde aşık olmuşlar. Nedim evlenme teklif etmiş; Filiz çok gençmiş, anlamamış bu teklifin değerini; ayrılmışlar.Gel zaman, git zaman Nedim okumuş, kocaman bir gazeteci olmuş. Evlenmiş, sonra ayrılmış. Filiz de büyümüş bu arada. Tam sekiz yıl sonra karşılaşmışlar tekrar. Gene evlenmek istemiş Nedim. E bu sefer Filiz kabul etmiş. Evlenmişler. Güzel bir yuvaları olmuş. Kısa bir süre sonra bir Mehmet Deniz’leri olmuş. Çok mutlularmış. Ama uzun sürmemiş. Kara bulutlar çökmüş evlerinin üzerine. Nedim’in kötü hastalığı, artarak nüksetmiş. Nefesinden nefes vermek istemiş sevenleri, ama olmamış. Nedim 33 yaşındayken bu dünyadan ayrılmış. Ölüme yeni bir macera gözüyle bakarmış, hiç korkmazmış. Kendi gibi doğru insanların bulunduğu yere gitmiş. (Bu geçici dünyada bulamadığı huzuru bulmasını diliyorum.) Sonra mı ne olmuş? “Kuvvetli olmalı bir solcunun karısı,” derdi hep Nedim. Kuvvetli olmuş Filiz. M. Deniz’e gelince!: “Allah’tır nebileri yetimlerin,” derler. Babasına yakışır büyüyecek elbette.

Bir varmış, hep varmış, bu masal hep böyle devam edermiş. Masallarımızı yazan öyle büyükmüş ki, soramazmışsın niye, diye… Yalnızca verdiği rolü oynarmışsın sabırla.

Evet, ne ilgisi var derseniz Hakan ile bu masalın… Sevgili Hakan bizim nekah şahidimiz. Çok özel bir insan. Güzel eşimin, hep dostluğundan bahsettiği, güvendiği ender insanlardan. Solcu Nedim’in, solcu arkadaşlarından. Bir tane oğulcuğumun Hakan Amca’sı. Nazik, cesur, akıllı, onurlu, sıcak dost eli.

Sevgiyle kal.

P. Filiz Malçuk




kimden: aslı öngören
başlık:
biçim: metin ve fotoğraf içeren defter

kimden: mustafa çelik
başlık:
biçim: resimli roman

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.